MUHTARLIK KALKSIN KÖY YÖNETİCİLERİ YÖNETSİN.

 

mehmetMuhtarlık kırsal kesimin yönetim mercisi durumunda ama zamanın gereksinimlerine cevap veremez duruma geldiği artık aşikârdır. Muhtarlık denilince akla önce kırsal kesimin yöneticisi gelse de şehirdeki muhtarlıklar ile de karma karış olmuş durumdadır.

Şehirde Mahalle Muhtarlığı adı altında yürütülen görevin ülkemiz yararına bir iş olmadığı tespitlerinde bulunmaktayım. Şehirde Muhtarlık adı altında yürütülen sözde hizmetin amacı sadece gelen evraklara mühür basıp para almanın dışında bir şeye benzemiyor. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar ve gençlerin işsiz durumları arasında böyle bir yöneticiliğin gereksiz ve israf olarak görüyorum. Şehirdeki muhtarlık makamı ile köylerde yürütülen muhtarlık makamının aynı kefeye konulması da başlı başına bir yanlış olduğu tespitlerim arasında bulunmaktadır. Şehirde yürütülen muhtarlığın ehil kişiler tarafından yürütülmese de şehrin diğer yöneticileri tarafından onun yapması gereken işleri yürütmesi vatandaşa devletin oralarda eksikliğini fark ettirmemektedir.

Kırsal kesimim köylerde bulunmakta olan muhtarlar ise şehirdekilerden farlı olarak gerçekten bir yönetim işi düşmektedir. Köyün yapılması gereken işleri ve halkın ehil kişiler tarafından yönetilememe gibi sorunlar ile karşılaşılmaktadır.  Bazı köyler bazı dönemlerde yönetim işinden anlayan ve bu işin ehli tarafından yönetilmesi o köylerde bir zaman kalkınma ve  ileri gitme görülmekle birlikte yeni gelen yönetimlerin bu yolu takip edememesi bir hüsran ile sonuçlanmaktadır. Buna birde eski yönetimi beğenmeme ve onun yaptıkları yok etmek ile uğraşan Muhtarlarda çıkmıyor değil.  Bir diğer unsur ise bazı köylerin iyi bir yöneticisi olma şansı beklide hiç olamamakta ve sürekli çağın gerisinde kalmak zorunda kaldığı tespitinde bulundum. Kırsal kesimi yönetecek kişinin Hukuktan, İktisattan, Muhasebeden, Yönetim ve organizasyondan anlaması gerektiği görüşünü savunmaktayım.

                                                     KİM YÖNETSİN?

Düzenleme olarak yapılması geren ilk iş İl ve İlçelerdeki mahalle Muhtarlıkların kaldırılmasıdır. Çünkü buraların zaten yeterince yöneticisi bulunmakta. İlde Vali ve Belediye Başkanı, İlçede Kaymakam ve Belediye başkanı. Bu yöneticilerin İl ve İlçeleri gayet iyi yönetebileceklerine inanıyorum. İl ve İlçelerdeki kaldırılan mahalle Muhtarlıklarına ödenen para hesaplandığı zaman devasa bir rakam çıkmakta. Düzenleme ile bu kaynak köylerin yönetilme işini ehil insanlara teslim etme imkânı sağlayacaktır.

Köyler in yönetimine gelince. Köyleri ehil kişiler yönetmesini istediğimize göre elimizde o kadar yetişmiş yönetici olabilecek okumuş gençler var ki biz bu gençleri kullanmamız gerekmektedir. Üniversitelerimizin Kamu Yönetim adı altında bir bölümü var ve burayı okuyan genç neyi yöneteceği belli değil. Köylerimizi beceriksiz ve ehil olmayan birilerine bırakmak yerine Üniversitelerimizin Kamu Yönetimini bitiren gençlerimizi buralarda istihdam edebiliriz. Hem ülkemizde baş gösteren işsizliği büyük ölçüde çözmüş oluruz hem köylerimizin kalkınma yolunda bir adım atmış oluruz. Ben şahsen öyle Muhtarlar tanıyorum ki devletin Valisinin ya da Kaymakamının yanına çıkmaktan korkan köylü vatandaşın sorunlarını devlet mercilerine aktarabilmekten aciz. Biz böyle Muhtarlardan ne bekleyebiliriz ki?  Köy Muhtarının yerini alacak Yöneticiyi devlet atayacak. Diğer ihtiyar heyeti durumunda olacak olan kişileri köylü yine seçim ile seçsin. Köyün sorunlarını seçilen heyet muhtara ile istişare ederek,  bizim ehil yöneticimiz bu işin çözümünü arayacak. Böylelikle devletimizin şu andaki bir israfından hem iş imkânı sağlamış olacağız gençlerimize. Hem köylü vatandaşın yönetim işini ehil ellere vermiş olacağız.                                                                                       

YÖRÜK HABER AJANSI ; KAYNAK GÖSTEREREK HABERLERİMİZİ İSTEDİĞİNİZ YERDE YAYINLAYABİLİRSİNİZ
YHA ve Yurtta sonhavadis gazetesi sahibi Gazeteci Yazar Mehmet GARİP

ŞUBATIN ON DÖRDÜ HEDİYEN OLSUN “SEVGİ”

mehmetŞUBATIN ON DÖRDÜ HEDİYEN  OLSUN “SEVGİ”

 Sevgi uğruna aşk uğruna geceyi yırt ta gel ey sevgili. Rüyalarımız tamam olsun Şubatın on dördünde. Sanki bir,

Sanki bir

Dolunay gibi yürek dolusu sevgi olsun içimizde. Bırak dünyanın gamını kederi yaşayalım bu günün güzelliğini.  Takma dertleri unut her şeyi sevda yağmurları yıkasın kötülükleri.

Bak öyle gökyüzüne ne göreceksin? Binlerce yıldızdan seç beğen bir tanesini dal hayallere dönmeyecekçesine.

Rüyalarda hayal ettiğin sevgilin yanında ise daha ne, Fakirlik fukaralık koymaz umutta senin hayatta senin mutlulukta!

Bir balıkçı teknesine hayal et sevgilini ve yanında sen, uçsuz bucaksız ısız bir adaya çevir dümenini gözden uzak sevgini yaşa sessizliği yırtarcasına.

Uzak diyarlarda hayalini kur sevgilinin gelmesini bekle gecelerce dakikaları, saniyeleri hatta saliseleri sayarak. Kavuşmak olsun, sizin için bir bayram ruhunuzun derinliklerine kadar işlesin.

Şubatın on dördünü öyle bir yaşayın ki yok olsun dünya üzerinde kadına kıza şiddet, utancından kahrolsun öyle zihniyet.

Erkeklik olmasın kadın kız dövmek,

Eziyet.

Yeter artık dur deyin kötülüklere uzansın elleriniz mutluğun derinliklerine.

Hani sabahın seherinde güneşin kızılında bir nefes çek içine geceden kalma kristalize olmuş oksijeni topla yüreğinin derinliklerine.

Hadi yüzüne yansıt sabahın kızılını gecenin seherini öyle koş sevgiline. Umut dolu pırıl pırıl. Tut elinden koş şen çocuklar gibi.

Dünyanın en pahalı hediyesi nedir bilir misin? “SEVGİ” Yapmacık olmasın sevginiz bir buket çiçekte yeter.

NEDEN İŞSİZİZ? NEDEN DEVLET MEMURU OLMAK İSTERİZ?

mehmetÜlkemizde işsiz mi çok iş mi çok herkesin kafası sanki karışmış durumda. Kimisine göre bu ülkede iş çok ama çalışacak adam yok. Yada çalışmaya gelen her şahıs kolay masa başı bir iş istediği iddia edilmekte.

Gençlerin nabzını yokluyorum ben hiç kimsenin şu okulu bitirim gider şu şirkette şu olurum dediğini görmedim. Lise mezunu olsun, Ön Lisans yada Lisans mezunu herkes devlet memuru olmanın peşinde. Sahi biz tüm okuttuğumuz öğrenciyi memur yapacağız diye bir eğitim mi veriyoruz? Elbette kimseye memur garantisi ile eğitim vermiyoruzdur. Peki soruyorum size bu gençler neden bir özel şirkette şunu yaparım diye hedefi olmuyor?

Beklide sorunu bizler en başta aramalıyız. Özel bir şirkette işe başlayan bir kişi asgari ücret dediğimiz ülkemizin şartlarına göre yani istatistiklere göre açlık sınırının altıda bir ücreti uygun görüyoruz. Yada yoksulluk sınırının altındaki bir ücreti. Tamam ilk başta az bir ücret ile başlamaya herkes evet desin ama sonra ne oluyor? Hiçbir şey! işçi gidip zam isteyemez patron o ücretin üzerine çıkmak istemez. Sendikalar mı? Sendikaya üye olursan işten çıkma  ihtimalini düşünürsen sendikaya üye olmayı bırak sokağından da geçemezsin. Ola ki sendikaya üye olduğunu farz edelim onlarımda yaptığı bir şey yok. Hâlâ asgari ücretin açlık sınırının altında, normal ücretin yoksulluk sınırının altında olduğunu hatırlatayım.

Meslek Liseleri yada Meslek Yüksek Okulları adı altında yüzlerce okul milyonlarca öğrenci yetiştiriyoruz. Peki bu öğrencileri kime yetiştiriyoruz? O zaman bizim eğitimimiz baştan yanlış baştan hatalı ki kime ne yetiştirdiğimizi bilmiyoruz. Avrupa’da nasıl yapılıyor? Meslek edinecek kişi Lisenin sanırım 2. sınıfından sonra çalışacağı şirkete kademeli olarak ücretini de alarak hem mesleği öğrenip hem çalışıp okul bitince de o şirketin elemanı oluyor. Demek ki doğrusuda bu olmalı.

Peki sanayici ve iş adamlarımız kalifiye elaman bulamıyoruz diyor. Peki siz kalifiye eleman yetiştirip şirketiniz bünyesine katmak için ne yapıyorsunuz? Hazır yetişmiş deneyimli eleman isteriz biz diyorsunuz. Peki sizler almazsanız nerede deneyim kazanacaklar? Babasının fabrikasında mı? Zaten babasının fabrikası olsa sizden iş istemezlerdi.

Bir sonuca varacak olursak devlet memurunun özel şirkette çalışandan çok kazanması. Devlet memuru oldun mu asla  işi kaybetmeme garantisi (oda ayrıca sorgulanması gereken konu). Ülkemizde özel bir şirkette ise yarın ne olacağının belirsizliği, kazandığının Açlık yada  Yoksulluk sınırı altında kalıyor olması bunları çözersek yerince iş var diyorsanız işsizde kalmaz o zaman.

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

YÖRÜK HABER AJANSI ; KAYNAK GÖSTEREREK HABERLERİMİZİ İSTEDİĞİNİZ YERDE YAYINLAYABİLİRSİNİZ
YHA ve Yurtta sonhavadis gazetesi sahibi Gazeteci Yazar Mehmet GARİP

ANLAYAMADIM EN HASSAS OLANI;

kızlar

ANLAYAMADIM EN HASSAS OLANI;

ANLAMADIM ŞU DÜNYAYI,
EN HASSAS OLANINI KADINLARI KIZLARI.

KOŞARSIN PEŞİNDEN,
KIZAR NE GELİYORSUN BEN SANA NE ÜMÜT VERDİM SAYARDA SAYAR.

KOŞMAZSIN BİR GÜN GELİR ADAM OLSAN PEŞİMDEN AZ KOŞARDIN,
ODUNSUN, ÖKÜZSÜN, KÜTÜKSÜN …… DER.

BAZI ŞEYLER YAPARSIN SES ETMEZ,
AZ SÖZLERİMLE DOKUNAYIM DERSİN YA SAPIK DER YA SENDEN UMMAZDIM.

BAKAR GÖZLERİNİN İÇİNE İÇİNE,
SEN AZ CESARET BULUP HAREKET EDİNCE NAZ EDER CAZ EDER OLMADI UTANMAZ DER.

O YAPINCA HAKTIR ELLE TACİZ EDER SÖZLE TACİZ EDER,
CESARETE GELİP BİR GÜL VERSEN YADA AŞKIM DESEN ANLAYAMAZSIN SENDEN NEFRET EDER.

SEN İNCELİRSİN KOPARSIN EĞİLİRSİN BÜKÜLÜRSÜN OLMAZ DER,
GİDER GERÇEKTEN BİR ODUN …… BULUR MUTLUYUM ZANNEDER.

GERÇEKLERİ DEĞİL DUYMAK İSTEDİKLERİNİ İSTER.
YALAN SÖYLEYİP KANDIRANA İTEAT EDER EVLENİPTE GERÇEĞİ GÖRÜNCE HARP EDER.

 

SURİYE’DE KİME DESTEK VERMELİYİZ?

mehmetBilindiği üzere uzun zamandır Suriye’de iç karışıklıklar var. Uluslar arası mecra ise kim hangi tarafı tutacağı kargaşaya uğramış durumda. Amerika müdahale etmeyi düşünmüyor birileri müdahale etsin isterken bunu da bir Müslüman devlete bir Müslüman devlet, Türkiye’nin yapmasının taraftarı. İran, Rusya, Çin ise orada bir müdahalenin kesinlikle karşısında. Diğer batılı ülkeler ise durumdan kendilerine pay çıkarmanın peşinde hazır beklemekteler.

 

Peki gerçekten Suriye’de olanlar bir özgürlük mücadelesi mi? Kesinlikle bir özgürlük Mücadelesi olduğunu düşünmüyorum. Peki soruyorum size Orta doğuda ki bu karışıklıktan kim kârlı? İsrail değimli? İsrail’in başına musallat olan onun huzurunu bozan ülke Suriye ve Esat yönetimi değimliydi. Golan tepelerinde verilen bir mücadele yok mu idi. Söz İsrail olunca yapmacık kızmalar ve rest çekmeler ile İsrail karşıtı gibi görünüp ama İsrail’in en huzurlu dönemini yaşatmak neyin nesi? Yoksa İsrail Müslüman oldu, bizden odluda haberimiz mi yok? Yoksa ABD İsrail’in huzuru bozulursa kendi huzurunuzu siz düşünün mü dedi?

 

Evet Suriye’de beklide demokrasi olmayabilir ama bu yeni bir şey değil. Sonuçta bir çoğunsuzunda söylediği gibi seçimle gelmiş bir Esat yönetimi var. Seçim olur halk Esatı gönderir buna ne üzülürüz ne seviniriz. Bir başka devletin iç işleri bize ne. Orada muhalif kesim olduğunu iddia edilen teröristler ile Suriye yönetiminin savaşı yaşanmakta. Ülkende bir şeyleri beğenmeye bilirsin. Yönetimi beğenmeyebilirsin muhalefet edebilirsin çıkarsın sokağa yürürsün, eylem yaparsın, protesto edersin ama eline silah aldığın an sen terörist olursun. Meşru yönetimin sana silah kullanması kaçınılmaz oldur.

 

Peki kos kocaman Türkiye şimdi neden teröristleri destekliyor? Diyeceksiniz ki desteklemiyoruz. İddiadır ki geçtiğimiz günlerde Isparta Şarkikaraağaç ilçesinde hastanede sıra beklerken tanımadığım birisi ile konuşurken “teyze oğlunun Özgür Suriye ordusu saflarında savaşmaya gittiğini ve orada vurulup öldüğünü söyledi.”

 

Şimdi birde PYD (PKK’nın Suriye kolu) harekata geçti özgür Suriye ordusuna karşı savaşmaya başlamış idi çağırıp Özerklikten şimdilik vaz geçin ve Esat yıkılana kadar Esat’a karşı savaşın denildi. Peki bizim kârımız ne olacak? ABD Esat yıkılırsa sizi de yıkıp bin yıllardır olamayan bir  devlet kuracağız sözümü verdi? Umarım bu gidişat bin yıldan fazla zamandır bu topraklarda hakim olan Türklerin, Türklüğün yok olması ile sonuçlanmaz.

 

TRAFİKTE NEDEN KAZA YAPIYORUZ?

Trafikte hız yapmak tehlikelidir. Hızımız aniden önümüze bir şey çıktığında duramayacak şekilde ise elbette ya gidip çarparsınız ya sağa sola kaçar savrulursunuz. Beklide burada önemle üzerinde durmamız gereken şudur. Hızla giden bir arabayı nasıl durduracağımız üzerine eğitimimizin olmamasıdır. Bize ehliyetlerimiz verilirken aldığımız eğitimde şu kadar km hızın üzerine çıkmayın.

Ehliyet alırken araba kullanırız belirli bir hızın üzerine çıkmadan bazen bu trafikte bir aracın seyretmesi gereken hızın altında bir hızda direksiyon eğitimi alırız. Direksiyon sınavında ise belirli bir yol vardır orada yavaş yavaş gider gelir ehliyetimizi alırız. Diyelim ki bir aracı sollarken yada bir şekilde hız yaptı ani bir terslik olduğu an ne yapması gerektiğini bileniniz var mı? Bence yok çünkü bu aracın nasıl hareket edeceğini nasıl ve ne kadar surete ulaşacağını öğrendin, fakat bunu her şekilde her zaman nasıl durduracağın konusunda bir bilgin yok. Bilgin olmadığı için panikleyip yapılması gerekenleri atlıyor kaçınılmaz son. Peki gerçek bir çarpışma tertip edilip orada ne yapması gereken öğretilse kaza anında soğuk kanlılıkla o aracı durdurmayı başarması muhtemel değimli?

mehmet

Peki kazaların tamamını hıza bağlarız da bu gerçektende böyle mi? Bende bir arabam oluncaya kadar öyle zannederdim. Bir araç ile trafiğe çıkınca başkaca kaza sebeplerini öğrenmiş oldum. Direksiyon ile oynayıp ben çok iyi kullanırım diye yolun sağına soluna geçenler, olmadık yerlerde el freni çekenler, virajlara ben şu kadar hızla girerimi iddia edenler tez konusu olmaktalar.

Bir gün eski model bir araç üç şeritli bir yolda en sol şeritten ilerliyor ve sağa sinyal yakıyor arkasından yetişen bizler bu araç önümüze atlayacak mı sorusunu sorarken o yolda yavaşlayamazsın arkandan kum gibi araç gelmekte sağından geçiyoruz. Eğer bir belediye otobüsü durakta duruyor ve siz onu yarıya kadar geçtiğiniz an hareket ettiyse durun burnu ile sizi sıkıştıracaktır önünüze kırmaktan kaçınmazlar. Birde işgal ettiği şeridin hızını bilmeyenler var. İkinci şeritte bilmem kaç km hızla gitmeniz gerekiyor düştünüz önünüzde giden aracın peşine sizi geçerlerken içlerinden bari öbür şeride geç dediklerini duyar gibi oluyorsunuz.

Kavşağa yaklaştınız kırmızı ışık yandı herkes rast gele durmuş. Sola dönecek olan araç direk gidecek gibi sizin önünüzde durmakta ama direk gidecek olan araç en sola çıkmış ilerliyorsunuz sola dönmesi gereken aracın önünü kesiyor kavşakta duruyorsunuz. Yada sol kavşağa dönmesi gerekecek şekilde kavşağa giren araç kavşak sonrası tek şeride düşmeye başlayan yolda sizin şeritte sizi sıkıştırmaya başlıyor. İki şeritli bir yolda gidiyorsunuz önünüzde giden araç yokuş çıkarken kesiliyor sizin hızınızın altında nerede ise durma noktasına geliyorsunuz bir müsait yerde geçmeyi denersin bu sefer yol vermez.

Peki şeridi görmeyenlere ne demeli? Geriden gelirsiniz önünüzde gider takur tukur bir araç şeridinden gitse problem yok, geçmeye geçemezsiniz yolu ortalamış gidiyor. Hızınız o yolda gitmeniz gereken kadardır ama önünüzde giden duracak kadar hızda gitmektedir durdun durdun duramadın arkasından varıp vurdun.

Birde arabada bulunan ışıkları kullanmayanlar elektrikten mi tasarruf ediyor? Akşam olmuştur artık herkes ışıklarını yakmış gitmeye başlamıştır hâlâ ışıklarını yakmamakta inat edip trafikte görülmeyi sağlamaktan uzak durmaktadır. Sinyaller mi? Sinyal vermek bu kadar zor mu acaba onlar için? Kimi hiç sinyal vermez kimi ise önünde belli bir hızla giderken ani bir hareket sinyali verdiği ile o yapacağını yaptığı bir olur.

Peki ışıklandırmalar ne durumda? Kimi ışıklandırmalar o kadar kördür ki bazen geriden görmek marifet ister. Ağaç dalları arasında görünmeyenler. Işıklandırmada anlamadığım otomobil sürüyorsan ışığı görmek için gök yüzüne bakar gibi bakman gerekiyor.

Trafiğe araba kullanarak çıktığım günlerde o kadar çok terslikler fark ediyordum ki sanki bu gün ben onları görmez oldum. Ehliyet alırken öğrendiğim trafik kurallarına uymayanları görünce deli oluyor direksiyon başında fıttırma noktasına geliyordum. Şimdi ise hislerim törpülenip ortalama bir Türk şoförü olma noktasına mı gidiyorum.

GELİN BU AKARYAKITI DÜŞÜRELİM BAKIN NELER DEĞİŞECEK?

Ülkemizde akaryakıt fiyatları pahalı olunca benimde gözüm nerede ise her gün akaryakıt fiyatlarında. Dün gece (21 Eylül) akaryakıt fiyatlarına baktığımda biraz olsun indirim olduğunu görünce çok mutlu olmuştum. Ertesi gün sosyal medyada bir sitenin paylaşımı gözüme takılınca haberi merak ettim ve haber beni adeta şok etti.

 

 

Maliye Bakanlığı bütçe hedefinde sapma nedeni ile 3 kalemde vergi artışına gittiğini öğrendim. Akaryakıt, Tapu harçları, Alkollü içkiler ve 1600 CC’nin altındaki araçların Özel Tüketim Vergisi’nin artırıldığı belirtilmekte idi. Geçtiğimiz zaman içerisinde daha küçük silindirli araçlara binmemizi teşvik etmek için daha küçük silindirli araçlara binin diyen Sayın Başbakan değil miydi? Peki özellikle 1600 CC ‘nin altındaki araçlara getirilen bu Özel Tüketim Vergisi artırımı neyin nesi?

 

Bilindiği üzere ülkemiz dünyada en pahalı akaryakıt kullanan ülkeler arasında. Bu yeni Özel Tüketim Vergisi artışı ile bu sıralamada sanırım hiçbir şeyde yerleşemediğimiz 1. sırayı almış olmalıyız. Bu günlerde Balyoz davasının açıklanması sonrası herkesin oraya yoğunlaştığı bir anda, ÖTV artışına gidilmesi beklide kimseden tepki almamak için en uygun zaman olarak görülmüş olabilir mi?

 

Akaryakıt fiyatlarındaki artış ülkemizde zor şartlarda çiftçilik yapan üreticimiz başta olmak üzere üreticiyi vurmakta. Taşımacılığın önemli bir kısmı kara yolu ile yapıldığı için pahalı sevkıyatlar taşınan ürüne yansıtılmakta ve üretici ile tüketici arasında devasa bir uçurum oluşmakta. Pahalı akaryakıt nedeni ile özel yada şehirler arası seyahat ücretleri can yakıcı olduğu için insanlar seyahat etmekten artık uzak durmakta. Daha fazla seyahat sonrası oluşabilecek ekonomik canlılık resmen baltalanmakta. İnsanların yeni yerlere gidip yeni işler takip edebilmesi ulaşım pahalılığı yüzünden ortadan kalkmakta.

 

Beklide en önemli nokta akaryakıt pahalı olduğu için trafikte herkes bir an önce işini bitirip arabasının kontağını kapatmak istemesi bizi trafik canavarı yapıyor olabilir mi? Aslında trafiğe çıktığımızda hepte acele bir yere yetişmek için koşturmuyoruz. Aracımızın çalıştığı her anın bizim cebimizdeki parayı çok fazla yediği için tedirgin olmakta önce ben oraya ulaşayım psikolojisi içinde acele ediyoruz olabilir mi? Ekonomisi iyi olanlar için bu geçerli bir şey değil olabilir ama cebinde az bir para ile yola çıkan benim yoksul vatandaşım bunu düşünmek zorunda.

 

Gelin bu akaryakıt fiyatlarını düşürün üretimden tüketime bir artış olacağına inanıyorum. Üretici ile tüketici arasındaki uçurum beklide ortadan kalkacak üretim ile tüketim bir karşılık bulacak. Mutlu üreticiniz mutlu tüketiciniz olsun istemez misiniz? Ulaşım daha ucuza daha çok olacak insanlar yeni yerler görüp yeni işler yada yeni mutluluklar bulacak. Beklide en önemlisi trafikte bir birimize yol vermesini bir birimize saygılı şoförler olmasını az beklemekten ne çıkar belki 0,00000001 kuruş yakar deyip sabırlı şoförler olacağız.